Mehtap Yılmaz
Mehtap Yılmaz, Boğaziçi Üniversitesi ve Exeter Üniversitesindeki İşletme eğitimlerinin ardından bankacılık sektöründe uzun yıllardır çalışıyor. Akbank Sanat ve Açık Diyalog İstanbul işbirliğiyle düzenlenen Çağdaş Sanat ve Küratörlük Programı’nda edindiği bilgileri, iş dünyasındaki 30 yıllık iş deneyimi ile harmanlayarak sanat alanındaki ilgisini üretime geçirmeyi hedefliyor. Çağdaş sanatın yaygınlaşması, sanatın erişilebilir olması, sanatçının izleyicisine daha yakın olması için çalışmak ve sanat dünyasında yeni iş modelleri ve iş birlikleri geliştirmek temel motivasyonudur.
Başka Bir Yerdeyim
Kent yalnızca binalardan oluşmaz; geçmişten bugüne taşınan katmanlı bir hafızadır. “Başka Bir Yerdeyim” sergisi kent belleğini ve mekânın sürekli dönüşümünü izleyiciye sunar.
Kent, yalnızca binalardan, sokaklardan ibaret değildir. Her köşesi, her yapısı geçmişten bugüne taşınan bir hafıza mekânıdır. Kent, hem bireysel anılarımızı hem de toplumsal hafızamızı bir arada taşıyan katmanlı bir bellektir. Sokakları, meydanları, kalabalıkları, okulları, parkları, apartmanları, bitkileri ve yıkıntılarıyla şehir, hafızamızda hem geçmişi hem de bugünü aynı anda barındırır.
“Başka Bir Yerdeyim” sergisi, kent hafızasını ve mekânın sürekli dönüşümünü hem doğal hem de tepeden inme süreçleriyle izleyiciye sunmayı hedefliyor.
Pierre Nora’nın kavramsallaştırdığı “hafıza mekânları” gibi, İstanbul’un sokakları da kolektif belleğin tutunduğu alanlara dönüşür: Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, Tarlabaşı, ya da yıkılan eski mahalleler… Bu mekânlar, hem bireysel anılarımızı hem de toplumsal kimliğimizi içinde barındırır. Belki de Orhan Pamuk’un söylediği gibi, “İstanbul’un en değerli yanı, yıkıntılarında, kayıplarında, geçmişinde gizlidir.”
Modernleşmenin de etkisiyle kent, kimliksiz binalar arasında belleksiz bir hızla büyüyor. Le Corbusier’nin övdüğü modern yaşamın getirdiği işlevsellik ve düzen, çoğu zaman bireysel ve kolektif anıları silip, mekânları anonimleştiren bir yapıya bürünüyor.
Çarpık kentleşme ise plansız ve hızla büyüyen şehirlerin ortak kaderi oluyor; hem kolektif hafızayı, hem bireysel kimlikleri, hem de diğer canlıları tehdit ediyor. Sergi aynı zamanda yerinden edilmenin, hafızasız mekânların ve parçalanmış kentlerin izlerini sürüyor.
Kentsel dönüşüm ya da dönüştürme ise müdahaleci ve çoğu zaman dayatmacıdır. Yerinden edilen mahalleler, yıkılan tarihi yapılar ve yerlerine inşa edilen lüks konut projeleri, kolektif hafızanın en keskin biçimde silindiği süreçlerdir. Soylulaştırma adı altında yapılan bu projeler, mahallelerin ve sakinlerinin hafızasını yok ederken, kentin gerçek sahiplerini dışarıda bırakır.
“Başka Bir Yerdeyim” sergisi, tüm bu kentin bu dönüşümün izlerini sürüyor. Her eser, şehrin yüzeyindeki çatlaklardan sızan hafızaları görünür kılıyor. Kentsel dönüşüm projelerinin, soylulaştırma süreçlerinin, yerinden edilen mahallelerin arkasında kaybolan kimlikleri, sorguluyor. “Başka Bir Yerdeyim”, izleyiciyi kaybolmuş, unutulmuş ya da dönüştürülmüş bu hafıza mekânlarında dolaşmaya davet ediyor. Kim bilir, kentin belleğinde bir iz aramak bazen kendimizi başka bir yerde bulmaktır.