Beyza Turak
Beyza Turak, 1999 yılında Erzincan’da doğdu. 2017 yılında Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü’nde tam burslu olarak lisans eğitimine başladı ve 2023 yılında mezun oldu. Lisans eğitimi süresince görsel iletişim tasarımı, film yapımı ve medya ilişkilerine odaklandı. 2022 yılında Erasmus değişim programı kapsamında Hollanda’da Tilburg University’de Online Culture: Art, Media and Society alanında eğitim alarak dijital kültür, sanat ve medya ilişkilerine odaklandı.
Bilkent Üniversitesi’nden mezuniyetinin ardından Berlin’de Media University of Applied Sciences’ta İletişim Tasarımı ve Yaratıcı Stratejiler alanında yüksek lisans eğitimine başladı ve 2025 yılında mezun oldu. Yüksek lisans sürecinde Zilberman Gallery Berlin’de iletişim ve tasarım asistanı olarak sergi, etkinlik ve sanatçı iletişimine yönelik görsel ve yazılı materyallerin üretiminde yer aldı.
Berlin, Bir Yer
Bu sergi, tarihsel ve duygusal zeminde şekillenen aidiyet duygusunun Berlin’de yaşayan sanatçılar tarafından nasıl deneyimlendiğini ve sanat aracılığıyla nasıl görünür kılındığını araştırır.
Berlin, farklı geçmişlerden gelen sanatçıların bir araya geldiği; kültürel geçişliliğin ve çok kimlikliliğin iç içe geçtiği, sürekli dönüşen bir şehir. Tarihsel olarak bir sınır kenti olan Berlin, ayrım, bölünme ve yeniden birleşme gibi deneyimlerin taşıyıcısı olarak geçmişin duygusal ve politik izlerini hâlâ taşır. Bu katmanlı hafıza, bugün aidiyetin nasıl kurulduğunu ve yeniden tanımlandığını belirleyen zeminlerden birini oluşturur.
Bu sergi, işte bu tarihsel ve duygusal zemin üzerinde şekillenen aidiyet duygusunun, Berlin’de yaşayan sanatçılar tarafından nasıl deneyimlendiğini, dönüştürüldüğünü ve sanat aracılığıyla nasıl görünür kılındığını araştırıyor. Aidiyet, yalnızca doğulan ya da göç edilen bir yere ait olmakla sınırlı değil; o mekânı anlamlandırmak, onunla duygusal ve kültürel bağlar kurmakla da ilgilidir. Bu bağlar, kimi zaman zorunlu göçlerle kopabilir, kişisel dönüşümlerle yeniden kurulabilir ya da bilinçli bir kararla tamamen reddedilebilir. Berlin’de aidiyet, geçmiş ile şimdi arasında süren bir müzakere, bireysel hafıza ile kolektif bellek arasında dinamik bir alandır.
Bu farklı deneyimler, aidiyetin sabit ve tekil bir kimlik olmadığını; zamanla, mekânla ve bireysel hikâyelerle şekillenen, çoğul bir sürece karşılık geldiğini gösterir. Sergi, bu süreci sadece bir yerle kurulan bağ üzerinden değil, aynı zamanda o yerle kurulamayan, ertelenen ya da sorgulanan ilişkiler üzerinden de okur. Bu bağlamda sanat üretimi, Berlin’de var olmanın bir biçimi olduğu kadar; sanatçının kendini tanımlama, kök salma, sorgulama ve yer edinme çabasının da bir parçasıdır. Bu ilişki çerçevesinde sergi mekânı; aidiyet bağlarının araştırıldığı, yeniden düşünüldüğü ve kurulduğu bir düşünsel alan hâline gelir. Bu zihinsel ve duygusal arayış, şu sözlerde ifadesini bulur:
“Nereliyim acaba?
Bunu kendime de sorar, bir cevap bulamam.
Coğrafyaya, mekâna dair bir bağlanma, bir aidiyet duygusu yok bende.” [1]
Bu sessiz ve müphem ifade, sergide yer alan sanatçıların üretiminde yankı bulur. Çünkü burada aidiyet, kesin bir cevap değil; sürekli bir sorgulama hâli olarak karşımıza çıkar.
[1] Mustafa Kutlu, Uzun Hikâye, Dergâh Yayınları, 2000, s. 18.