Aslı Işıklar Çetin
Aslı Işıklar Çetin, küçüklüğünden itibaren sanatla iç içe büyümüş ve Turizm Rehberliği alanında lisans eğitimi almıştır. Lisans eğitimi süresince sanat tarihi, arkeoloji, mitoloji, dinler tarihi, ikonografi, müzecilik ve kültürel miras gibi alanlarda dersler alarak çok disiplinli bir kuramsal altyapı geliştirmiştir. Ayrıca, 2021 yılından bu yana yoga pratiğini düzenli olarak sürdüren Aslı, ileri seviye yoga eğitmenlik eğitimini tamamlamış ve profesyonel olarak ders vermektedir.
Çağdaş sanat alanında kuramsal ve pratik bilgisini derinleştirmek amacıyla Akbank Sanat & Açık Diyalog İstanbul iş birliğiyle yürütülen Çağdaş Sanat ve Küratörlük Programı’na katılmış ve programı başarıyla tamamlamıştır. Eğitim sürecinde alan pratiğini güçlendirmek üzere Şubat 2025’te Elgiz Müzesi’nde stajyer olarak çalışmaya başlamış; ardından müze asistanı olarak görevine devam etmiştir. Edindiği kuramsal ve pratik birikimini, kültür yönetimi alanında yüksek lisans eğitimi alarak derinleştirmeyi hedeflemektedir.
Doğa Tükendiğinde Geriye Kim Kalır?
Sergi, insan tahakkümüne karşı doğanın sessiz ama güçlü çığlığını duymaya çağırır. Doğanın görünmez direnişini hissetmeye ve insan ile doğa arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgular.
İnsanın kendini üstün bir tür olarak konumlandırması ve çevresindeki her şeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi, özünden ve doğadan kopmuş bir yaşam alanı inşa etmesine yol açmaktadır. Bu yaklaşım, yalnızca fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda toplumsal yapıları da dönüştürmekte; doğanın ve diğer canlıların varlıkları, birer araçsallaştırma sürecine tabi tutulmaktadır.
Doğadan uzaklaşırken özgürleştiğini sanan insan, bu uzaklığın içinde sıkışıp kalır. Giderek yapay sınırlarla çevrili bir dünyada kendine yabancılaşırken, içten içe doğaya dönme arzusuyla yanıp tutuşur. Bu yabancılaşma, insanın bencil istekleri doğrultusunda diğer canlıların yaşam haklarını şekillendirmesine ve doğaya tahakküm etmesine yol açarken, aynı zamanda kendi çıkarları doğrultusunda sınırlar koymasına da neden olmaktadır. Kentleşmenin getirdiği yapay konfor, toplumsal hiyerarşiler ve ekonomik sistemlerin baskıları altında, insanın doğayla olan ilişkisini giderek daha çelişkili bir hale getirmiştir. Bu çelişki, yalnızca doğa ile insan arasındaki dengeyi değil, aynı zamanda insanın içsel dengesini de tehdit etmektedir.
Bu sergi, kapitalist düzenin etkisiyle şekillenen insan-doğa ilişkisini derinlemesine sorgulayan, belli dualitelerle inceleyen bir perspektife sahiptir. Kapitalizm, insanın doğayla ilişkisini sadece tüketim ve güç ilişkileri üzerinden değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik yapıların dayatmaları aracılığıyla biçimlendirmektedir. Bu sistemde doğa, insanın sınırsız çıkarlarını tatmin etmek için bir kaynak, bir meta haline gelirken, diğer canlıların özne olma hakkı göz ardı edilmektedir. Bu bağlamda, doğa ve diğer canlılar, üretim ve tüketim döngüsünün bir parçası haline gelmektedir. Sergi, post-kapitalist bir perspektifle yaklaşarak, insan merkezli bakış açısını aşmayı ve doğa ile insan arasındaki ilişkiyi daha adil ve sürdürülebilir bir zemine oturtmayı amaçlamaktadır.
Sergi, insanın tahakkümüne karşı doğanın sessiz ama güçlü çığlığını duymaya ve anlamaya, doğanın görünmez direnişini hissetmeye ve bu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor; aynı zamanda doğa ile insan arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguluyor.