Abdulkerim Karaoğlu
Abdulkerim Karaoğlu, mimarlık mezunu, multidisipliner araştırmacı ve genç bir küratör adayıdır.
1997 yılında İstanbul’da doğan Karaoğlu, ilk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra aynı üniversitenin Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı’nda bütünleşik doktora programına kabul edildi. Halen devam eden doktora araştırmasında, sergi mekânlarında etkileşim ve ziyaretçi deneyimi kavramları üzerine çalışmaktadır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra, kültür-sanat alanına duyduğu ilgi doğrultusunda içerik üretimi, sergi mekânı tasarımı ve kürasyon alanlarında araştırma ve uygulama temelli projelerde aktif rol almıştır. Bu projeler ve görevler arasında IV. International Istanbul Triennial (2022) kapsamında sergi kurulum asistanlığı ve rehberlik; Nilüfer Belediyesi bünyesinde düzenlenen Sıradaki Şarkı – Nermin Er (2024), Geçen Program – Can Aytekin (2024) ve Sokağın Direniş Hafızası – Orhan Taylan (2024) sergilerinde sergi kurulum asistanlığı; KültürAkt bünyesinde ve Dr. Derya Yücel küratörlüğünde düzenlenen “Peki Ya Sonra?” sergisinde proje koordinatörlüğü yer almaktadır.
Karaoğlu, küratöryel alandaki bilgi birikimini derinleştirmek amacıyla katıldığı Akbank Sanat ve Açık Diyalog İstanbul iş birliğinde düzenlenen Çağdaş Sanat ve Küratörlük Programı’ndan, “Göçebe Olmak: Hareketin Sürekliliği ve Arafta Olmanın Durağanlığı” adlı projesiyle mezun olmuştur. Günümüzde doktora araştırmasını sürdürmekte; kültür-sanat alanında çeşitli sergi, etkinlik ve projelerde aktif olarak yer almaya devam etmektedir.
Göçebe Olmak: Hareketin Sürekliliği ve Arafta Olmanın Durağanlığı
Sergi, her yerde olanların ve hiçbir yere ait olmayanların kesişiminde hareketin sürekliliği ve arafta olmanın durağanlığı arasındaki gerilimde konumlanıyor.
Geçici bir yaşam formu olan insan, dünya üzerindeki varoluşu boyunca –tıpkı “yolculuk” kavramının ima ettiği gibi– kendi yolunu bulmaya çalışır. Bu yolculuğun ne belirli bir başlangıç noktası vardır ne de net bir varış noktası. Belirsizliklerle örülü bu süreç yalnızca fiziksel bir hareketlilik değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir “sürekli göçebelik” hâlidir.
Mekanlar değişir, zaman akıp gider, suretler silikleşir, sesler uğultuya karışır; fakat insanın göçebeliği hep “oralarda bir yerlerde” varlığını sürdürür — hem dışarıda bir yerlerde hem de içeride bir boşlukta.
Göçebelik; yerleşmekle ayrılmak, bağlanmakla kopmak, ait olmakla yabancılaşmak arasında salınan bir varoluş hâlidir. Yalnızca dışsal bir yönsüzlük değil, içsel bir gerilimdir bu. Hareketin özgürlüğü ile yer bulamamanın sıkışmışlığı, göçebenin gerçekliğinde iç içe geçer. Yer değiştirme arzusu ile ara mekânda hapsolma hissi artık ayrılmaz bir bütündür; tıpkı bir madalyonun iki yüzü gibi. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Bu hal, bir tercih değil; çoğu zaman kaçınılmaz bir ruhsal salınımdır.
Peki, nedir bu “göçebe olmak” hâli? Her yerde olabilmenin özgürlüğü mü? Hiçbir yere ait olamamanın yükü mü? Yoksa kendini dünyanın her yerinde evinde hissetmeye çalışırken hiçbir yere kök salamamanın tutsaklığı mı? Bu sorular, göçebeliği yalnızca bir geçiş durumu değil, kalıcı bir varlık hâli olarak ele alan düşünsel zemini belirler. Çünkü kimi yolculuklar, sona ermek için değil; sürmek için vardır. Belki de yolculuk dediğimiz şey, hiç durmadan kendimizden kaçtığımız bir devinim hâlidir.
Sergi, her yerde olanların ve hiçbir yere ait olmayanların kesişiminde hareketin sürekliliği ve arafta olmanın durağanlığı arasındaki gerilimde konumlanıyor. “Dünya vatandaşı olmak” ile “kendinden kaçmak” arasındaki ince çizgide yürüyenleri görünür kılıyor. Hep yola çıkanları ama hiçbir yere varamayanları, hep başka bir yerde olmanın hayaliyle şimdiye tutunamayanları düşünmeye davet ediyor.
Peki ya siz? Gerçekten bir yere varabildiniz mi, yoksa yalnızca hareketin içinde mi kayboldunuz?