İzmir doğumlu Burcu Çetinalp, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümlerinde aldığı eğitimlerin ardından profesyonel kariyerini finans ve elektronik sektörlerinde yönetici olarak sürdürdü.
Güncel sanata duyduğu ilgiyi koleksiyonerlik alanında derinleştirerek çeşitli eğitim programlarına katıldı ve İzmir’de deneysel bir sanat inisiyatifi olan Raika1875’i kurdu. Açık Diyalog İstanbul ve Akbank Sanat iş birliğiyle gerçekleştirilen Çağdaş Sanat ve Küratörlük programından mezun olan Burcu Çetinalp, aile koleksiyonu başta olmak üzere farklı sanat koleksiyonlarının içeriksel gelişimi ve sürdürülebilirliği üzerine çalışmalar yürütmekte; küratöryel yaklaşım ve vizyonunu bu doğrultuda şekillendirmektedir.
Akış, Algı ve Ritmi Kim Belirler? Zaman… Ölçülebilir bir gerçeklik mi, yoksa deneyimlenen bir süreklilik mi? Doğrusal ve herkes için aynı mı, yoksa her bilinçte farklı şekillenen, akışkan bir deneyim mi? Modern dünyanın saatlere, dakikalara bölerek tanımladığı zaman, gerçekte hissettiğimiz zamanla ne kadar örtüşüyor?
Zamanın ritmi sabit değil, yaşanan bilinç durumuna göre bazen hızlanıyor, bazen yavaşlıyor, bazen de durma noktasına geliyor. Bekleyişin içinde uzuyor, kayıpların ardından ağırlaşıyor, içsel bir boşlukta bükülüyor. Peki zamanın ritmini kim belirliyor? Biz mi zamana ayak uyduruyoruz, yoksa zaman mı bizi yönlendiriyor?
Henri Bergson, zamanın yalnızca ölçülebilir bir kavram olmadığını, “süre” (la durée) olarak adlandırdığı kesintisiz bir deneyim olduğunu söyler. Ona göre takvimlerin ve saatlerin çizdiği zaman çizgisi, yaşadığımız sürecin yalnızca bir taklididir; ruhsuz ve mekanik.
Bu sergi, zamanın sabit değil, kırılgan ve çok katmanlı bir yapı olduğunu hatırlatıyor. Büyük kentlerin hızına karşı, bir kasabanın ritmi ya da doğayla iç içe bir günün zaman algısı bambaşkadır. Sabahın serinliği, öğlenin ağır dinginliği, gün batımının yavaş çekimi... Zaman burada bedensel deneyimlerde, ilişkilerde, bekleyişlerde belirir. Acele edilmez, zaman paylaşılır.
Ama zaman her yerde akmaz. Ölümle birlikte, birileri için zaman durur. Geride kalanlar içinse bambaşka bir biçimde işlemeye başlar. Kaybın ardından gelen boşlukta zaman uzar, esner, kimi zaman içimize çöker. Yas zamanı ağırlaştırır. Her şey durmuş gibidir ama dünya dönmeye devam eder. Zamanın ritmi artık başkadır; eksilmiştir, yarılmıştır. Bazı anlar orada sabitlenir, hiç geçmez. Ölüm, zamanı kesintiye uğratır, zaman parçalanır, eksilir. Hatıralar, geçmişi bugüne çağırır.
Zamanın Maskesi, zamanı doğrusal bir çizgi olarak değil, katmanlı bir yüzey, bir duyumsama alanı olarak düşünmeye çağırıyor. Ve bu fikirden yola çıkarak; farklı kültürlerde, mekânlarda, ruh hâllerinde ve bedenlerde algının nasıl şekillendiğini inceliyor. Zaman bazen bizi içine çekerken, bazen de bizden taşan bir akış hâline dönüşüyor. Onun ritmi bireysel ve toplumsal ölçekte çeşitli dinamiklerle yönlendiriliyor; bazen ona karşı koyuyor, bazen de tamamen teslim oluyoruz.
Sergide yer alan işler, Bergson’un süre anlayışıyla bağlantı kurarak hareket ve durağanlık, hız ve yavaşlık, bellek ve unutma gibi karşıtlıkları yan yana getirerek, zamanın deneyimsel boyutunu araştırıyor. Ritmik yapılarla, bekleyişle, tekrarlarla ve sessizliklerle örülü bu eserler, izleyiciyi kendi zaman algısıyla yüzleşmeye davet ediyor.
Modern bireyin zamanı kontrol etme çabası, çoğu zaman onunla kurduğu ilişkiyi zayıflatıyor. Bu sergi, bastırılmış sürelere, kaybolan ritimlere, eksilen anlara dikkat çekiyor.
Zamanın sana ne söylediğini duymaya hazır mısın?
Kendi ritmini bulmak için durmaya cesaretin var mı?