Blog

İlk duo konseri öncesinde: Erkan Zeki Ar & Baturay Yarkın

Blog
İlk duo konseri öncesinde: Erkan Zeki Ar & Baturay Yarkın

08.02.2021

Bireysel üretimlerinin yanı sıra birçok ensemble bünyesinde de birlikte çalan Erkan Zeki Ar ve Baturay Yarkın, 25 Şubat Perşembe günü ilk kez gerçekleştirecekleri duo performansla Akbank Sanat YouTube hesabında olacak. Konser öncesinde iki müzisyene iş birliklerine ve yaratım süreçlerine dair merak ettiklerimizi sorduk.

Röportaj: İpek Temizkan

İllüstrasyon: Saydan Akşit

Nasıl bir araya geldiniz? Beraber ilk sahnenizden hatırladıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

E.Z.A.: Baturay’ı tanışmadan önce sosyal medya paylaşımlarından ve arkadaşlarımdan duyardım. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra profesyonel olarak müzik hayatına atıldığımda ilk çaldığım ekiplerden birinde denk geldik. Ensemble’larda piyano gitar uyumu bazen sıkıntılı olur, fakat Baturay bu sıkıntıları hiç yaşamadığım iyi bir yol arkadaşına döndü zamanla benim için.

B.Y.: Tanışmamız, yüksek lisanstayken Erasmus değişim programıyla bulunduğum Codarts University for the Arts’tan Türkiye’ye döndüğüm günlerin hemen sonrasına rastlıyor. Yaklaşık 5 sene oluyor. Başka bir proje için bir stüdyoda karşılaşmıştık; arkadaşlığımız sahnede ve sahne dışında o günden beri devam ediyor.

Baturay, altı yaşından beri oturduğun piyanonun başından; Yo-Yo Ma’nın Silk Road Ensemble’ına, Anadolu’nun Renkleri’ne ve onlarca başarılı kariyer adımıyla beraber günümüze taşıdığın müzik hayatını bize birkaç cümleyle nasıl özetlerdin? 

B.Y.: Müziği çok seviyorum, piyanonun başında zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Müzik ve piyano güzel ve zor zamanlarımda hep yoldaşım oldu, müziğe hep saygıyla yaklaştım. Müzik, karşı tarafa geçtiğinde gerçek oluyor; dinleyiciyle anlam kazanıyor. Tabii ki burada dinlemek kavramı çok önemli, ilk önce müzisyenin kendisi çok iyi bir dinleyici olmalı… Müzik, müzisyenin kendisini eksiksiz olarak yansıtıyor; o yüzden aktarıcının düşünceleri, duyguları, ilişkileri, samimiyeti, okuduğu kitaplar, beslendiği konular, daha da önemlisi kendisiyle ilişkisi, kısacası hayata bakışı çok önemli bir yer tutuyor.

Müzikal bir aileden gelmem bir avantaj muhakkak; profesyonel müzisyenler olan dedem Kamuran Yarkın’dan, babamdan, amcalarımdan, ablamdan ve ilk öğretmenim annemden birçok şey öğrendim. Müziğin evrensel olması, bana birçok ülke görüp konser verme fırsatı da verdi. Müzisyenlerin icra ettikleri müzikte kullanması şart olmasa da mümkün olduğunca farklı müzik kültürünü tanıyıp fikir sahibi olması gerektiğini; evrenselliğe açılan kapıda özellikle Türk müziği hakkında fikir sahibi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Alanım caz ve Arjantin tango müziği olsa da bu sebeple üzerinde çalıştığım doktora tezim kısmen Türk müziği ile ilgili. Anadolu’nun Renkleri ve Yarkın Duo ile yaptığımız yurtdışı konserlerinde ve Grammy ödüllü Yo-Yo Ma’nın Silk Road Ensemble’ı ile çalışırken bunun önemini fark ettim.

Yarkın Duo olarak, pandemide bize ilaç gibi gelen meditatif Quintessence’ı geçtiğimiz temmuz ayında çıkardınız. Evde olduğunuz zaman diliminde; albümün beste, kayıt ve düzenleme süreçleri nasıl geçti? Bize Quintessence’ın hikâyesiden biraz bahsedebilir misin?

B.Y.: Çok teşekkürler, İstanbul kemençesi sanatçısı ablam Nağme Yarkın’la 2016 yılında Yarkın Duo’yu kurmuştuk. 3. albümümüz olan meditasyon müziği albümümüz önceden bir melodi belirlemediğimiz, herhangi bir yazılı notaya bakmadığımız, tamamen anda kalarak doğaçlama yaptığımız, birbirimizi görmeden sadece duyarak çaldığımız bir albüm oldu. Caz ve Türk Müziği elementleri, meditasyon müziği çatısı altında ilk defa birleşti ve albüm 432 hz. ile kaydedildi.

Doğaya baktığımız zaman 4 element ve görünmeyen bir 5. element olduğunu görüyor ve okuyoruz. Doğada her şey kendi yolunda, sessiz sedasız ama güçlü bir şekilde devam ediyor; güneş batıp yeniden doğuyor, tutulmalar oluyor, dolunaylar yeniaylar belli bir süre içerisinde tekrarlanıyor, mevsimler bitip yeniden başlıyor. Bu çok güçlü bir döngü. Biz de bundan esinlenip albümdeki 4 esere 4 elementin ismini verdik ve albümün adı da 5. element yani boşluk elementi Quintessence oldu.

İnsan doğasına kendi alanımız olan müzik penceresinden baktığımızda 432, 528, 639 hz. gibi özel frekanslar ile kaydedilen eserlerin insan yapısına çok iyi geldiğini fark ediyoruz. Birçok kaynak, meditasyon müziği üzerine çalışmış müzisyenler, akademisyenler bu frekansların önemini dile getirmişler. 1955 yılında Uluslararası Standardizasyon Birliği, Amerikan Standartları Derneği’nin önerisiyle dünyada yayımlanan her albümün 440 hz’te kaydedilmesine karar vermiş; fakat hem bahsedilen nedenlerden hem de 432 hz‘i deneyimlediğimizden dolayı biz Yarkın Duo olarak bu albümü 432 hz ile kaydetmeye karar verdik.

Erkan senin de geçtiğimiz aylarda YouTube üzerinden çeşitli sanatçılarla gerek söyleştiğin, gerek beraber çaldığın paylaşımların oldu. Biz evde olalım ya da olmayalım bu videoların devamı ilerleyen süreçte de gelecek mi?

E.Z.A.: Tabii ki bu paylaşımların devamını getirme niyetim var. Pandemi süreci hepimizin hazırlıksız yakalandığı bir dönem oldu. Youtube hesabımdan yaptığım paylaşımlar tatsız bir olayın vesile olduğu keyifli bir üretim sürecine döndü benim için. Koronadan önce vaktinin çoğunu sahnelerde canlı performans yaparak geçiren bir insan olarak sahnelerden uzak bir üretim sürecine girmek için benim için ziyadesiyle verimli oldu. Üretmenin başka türlü yollarını keşfetmek müzik dışındaki kabiliyetlerimin üzerine eğilmem için de bana motivasyon alanı yarattı. Evde olalım ya da olmayalım, zamanımın bir kısmını sürekli olarak video prodüksiyonlarına da ayırmak istiyorum. Geçtiğimiz birkaç ay ailemdeki birtakım sağlık sıkıntıları yüzünden bu prodüksiyonlara ara vermiş olsam da, belimi doğrultur doğrultmaz bu çalışmalara canlı yayınları da ekleyerek devam edeceğim.

Buradan, gençken müzisyenlik ve bestecilik üzerine söyleştiğin videolarına göz kırparak, sana gençken müzisyen ve besteci olmayı kendi yolculuğundan bize nasıl anlatabileceğini sormak istiyorum. Her şey nasıl başladı, nasıl devam ediyor bize biraz özetleyebilir misin? 

E.Z.A.: Sanat dallarıyla ilgili üretim yapmak bazı kültürel arka planlardan ötürü biraz kutsallaştırılmış süreçler fikrimce. İma ettiğim şey bu süreçlerin önemsizliği değil, doğallığı. Beste yapmak benim için başından beri doğal ve kendiliğinden bir süreçti. Müzikte teknik ve teorik konuları çalışırken eş zamanlı olarak karşılaştığım bilgileri kendim için üretim enstrümanlarına çevirmeye çalışmak hem çalışma zamanlarımı bestelerle süslemek, hem de çalıştığım konuları pekiştirmeme vesile oldu. Bence gençken, yetişkinken ya da olgunken üretim yapmanın kendi içlerinde ayrı ayrı artıları ve eksileri var. Fakat tamamının ortaklaştığı tek nokta hepsinin ayrı ayrı değerli olduğu. Çünkü sanatsal üretimler onu üretenlerden azade yapılar değildir. Sürekli olarak üretmek insana aynı zamanda değişik türden bir fotoğraf albümü gibi bir hatırat da kazandırıyor.  

İki yıl önce verdiğin bir röportajda, ileride daha fazla konser vermek ve festivallerde yer almayı hedeflediğini söylemiştin. Günümüz koşulları bu planları nasıl revize etmene sebep oldu? Pandemi sonucu kurulan dijital müzik ortamları hakkında ne düşünüyorsun?

E.Z.A.: İtiraf etmeliyim ki pandemiye kadar müzik ve yayın teknolojilerine biraz mesafeliydim. Yeni yeni teknolojiyle neler yapabileceğimi düşünmeye ve bununla ilgili araştırmalar yapmaya başlamıştım. Fakat karantina kararlarından sonra kendimi sanatsal olarak ifade etmek için başka bir fırsatım kalmadığı için bu alana fazlasıyla yönelmeye başladım. Öncesinde salt müzik üreticisi olarak düşünürken kendimi, sonrasında interdisipliner bir sanatçı gibi düşünmenin beni daha çok beslediğini fark ettim. Resim, mimarlık, film ve video prodüksiyonları üzerine düşünmek ve bu alanlarda araştırma yapmak, ilave olarak da edindiğim bu bilgileri sosyoloji eğitimimden süzdüğüm bir çerçeveyle yorumlamak beni entelektüel olarak daha verimli bir ırmağın yanına götürdü diyebilirim; ya da ırmağın döküldüğü denizin sınırsızlığı karşısında şevklendirdi de diyebilirim.

Uzmanlaşma ve “profesyonelleşme” tabii ki çok değerli aksiyonlar. Fakat bu aksiyonlara körü körüne ya da marazi bir şekilde tutunmak dikey olarak başarılı ama yatay düzlemde görece verimsiz yapılara benziyor bence. Mesele sanatsal üretim olunca ekip çalışmasının önemi bence çok yüksek. Keza özellikle interdisipliner çalışmalarda ortak bir payda da iletişim kurulabilecek bir lisan kazanmanın da önemi yadsınamaz. Pandemi bence sanat dallarının birbirine yaklaşması için büyük bir fırsat oldu. Her ne kadar bu hayatta inanılmaz keyif aldığımız birtakım sosyal aktiviteleri elimizden almış olsa da, üretmeden durmakta güçlük çekenlerin yaratıcılıklarını zorlamaları için de güzel ve zor bir sınav oldu bu süreç. Dijital mecralar da eskiden hiç olmadıkları kadar önemli bir alan haline geldikleri için, sorumluluklarının daha da arttığı bir sürece girdiler. Özetle bu süreçten herkes bir şeyler öğrenip çıkacak, bence daha yolun çok başındayız ve bu süreci daha detaylı ve sağlıklı bir şekilde yorumlamak için daha erken.

Baturay, aynı zamanda bir eğitimci olarak, evden müzik öğretimini sürdürmeye bakışın nedir? Öğrenimine çevrimiçi devam eden müzisyen ve sanatçılara neler söyleyebilir, onlara ne gibi tüyolar verebilirsin?

B.Y.: Bugünlerde İstanbul Üniversitesi’nde eğitimimiz uzaktan devam ediyor. Uzaktan eğitimin eğitimciler için öncekinden daha zor olduğunu; özellikle konu sanat ve performans olunca daha da zor olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerin plan yaparak kendilerini geliştirmelerini, müzikle motive olmalarını, müziğe ne için başladıklarını düşünüp istikrarlı olarak çalışmalarının pandemiden sonra onlarda fark yaratacağını söyleyebilirim; evde geçirilen bu geniş vakti hayatlarında bir daha bulamayabilirler. Bunun yanında en kısa zamanda normal şartlarımıza sağlıkla geri dönmeyi umuyorum.

Her ne kadar Tecelli’de yer alan parçalarda ve “Çok Tel” teklisinde ikinizi beraber dinlesek de, 25 Şubat günü Akbank Sanat YouTube üzerinden vereceğiniz konser, yanlış bilmiyorsam, duo olarak ilk sahneniz olacak. Beraber çalışma dinamikleriniz neler? Repertuvarı, besteleri nasıl seçiyorsunuz; düzenlemeleri nasıl ayarlıyorsunuz?

E.Z.A.: En başta senelerdir beraber farklı farklı projelerde çalmış olmanın verdiği bir rahatlık var. Aranjman hakkında hiçbir şey konuşmadığımız zamanlarda bile bizi mutlu eden performanslarımız oldu. O yüzden fikirsel düzlemde ne ifade etmek istediğimizi biraz konuşup, birkaç olasılık deneyip kendimizi sahneye atarız genellikle. Caz sahnede pişen bir müzik, o yüzden baştan her şeyi çok detaylı tasarlamayı biraz yeniliklere kapalı olmak olarak görüyorum. Bu konserde beraber çalmayı sevdiğimiz bestelerimiz ve yorumlarımızla dinleyicilerin karşısına çıkmayı düşünüyoruz. Zaten Baturay’la ara ara böyle bir proje yapmayı konuşurduk, belki bu konserden sonra bir duo albüm için de çalışmaya başlarız.

B.Y.: Üretmeyi ve onları dinleyiciye aktarmayı seven müzisyenler olarak, ilk duo konserimizde bestelerimizden seçkiler ve düzenlemeler çalmayı düşünüyoruz. Gitar ve piyano, farklı müzik türlerinde yer bulabilen ve sahip oldukları kapsamlı aralıklar dolayısıyla çok geniş armonik yaklaşımlar içeren enstrümanlardır; dinleyicilerle buluşmak için sabırsızlanıyoruz. 

Peki kişisel üretimlerinizden, ileride duo olarak düzenlemeyi düşünebileceğiniz parçalarınız var mı?

B.Y.: Tabii ki, bu konser başlangıcıyla ileride bir duo proje gerçekleştirebiliriz.

E.Z.A.: Ben şimdiden hazırım!

Son olarak, ikiniz de eş zamanlı yürüttüğünüz projelerinizle 2020’de yeni albümlerinizi dinleyiciyle paylaştınız. Halihazırda üzerinde çalıştığınız yeni kayıtlar, fikirler var mı?

B.Y.: Bu günlerde solo piyano albümüm üzerinde çalışıyorum. Kayıtlar çok taze, bundan sonra Mix-Mastering aşamaları ve yayınlama aşamaları var. Benim için ilginç bir süreç oldu; solo piyanoya klasik eğitimimden dolayı çok alışığım, bununla beraber bunu albüm olarak paylaşma fikri pandemide evde tek başıma olduğum zaman ortaya çıktı. Daha önce sahip olmadığım bol bir zamana sahip oldum, yeni bestelerle eski bestelerimi birleştirdim ve bir saatin üzerinde bir piyano albümü ortaya çıktı. Onun dışında piyano, kontrbas, davul ve İstanbul kemençesinden oluşan Anadolu’nun Renkleri projemizin Borusan Müzik Evi’ndeki konser kaydını albüm haline getirip dinleyicilerimizle paylaşmak istiyoruz. Stüdyo albümü ve canlı konser albümlerinin kendilerine has özellikleri ve dinamikleri var. Bu albümde pandemide duymayı özlediğimiz alkış seslerini de duyacağımız için mutluyum.

E.Z.A: Ben bireysel olarak iki albüm üzerinde çalışıyorum, birisi neo-soul tarzda vokallerle çalışacağım, diğeri de daha akustik ve enstrümantal öğelerin ağırlıkta olduğu bir albüm. Bunların dışında prodüktörlüğünü ve aranjörlüğünü aldığım bazı sanatçılar oluyor onların projeleriyle ilgileniyorum. Bir piyaniste ihtiyaç olduğu zaman zaten ilk aradığım iki üç piyanistten biri Baturay oluyor. Bu bahsettiğim projelerde de müsaitliği olursa çokça çalışacağızdır.


caz

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bizi Takip Edin
TR EN
Etkinlikleri etiketlere göre filtreleyin
03 MAY PZT
-
04 MAY SAL
-
05 MAY ÇAR
-
06 MAY PER
-
07 MAY CUM
-
08 MAY CMT
-
09 MAY PAZ
-
10 MAY PZT
-
11 MAY SAL
-
12 MAY ÇAR
-
13 MAY PER
1

Çevirimiçi Etkinlik IV- "Mitlerin Ortak Özelliği: Yaratılış“

Akbank Sanat Youtube

14 MAY CUM
-
15 MAY CMT
-
16 MAY PAZ
-
17 MAY PZT
1

18:00

Seminer Küratöryel Stratejiler: Serbest Alanlar ve Bienaller: Sinop Bienali - T. Melih Görgün

zoom

18 MAY SAL
-
19 MAY ÇAR
-
20 MAY PER
-
21 MAY CUM
-
22 MAY CMT
-
23 MAY PAZ
1

17:00

Çevirimiçi Etkinlik Sanatın Çocuk Gelişimine Katkısı Üzerine Ailelerle Sohbetler

zoom

Etkinliği takviminize ekleyin

E-Bülten'e üye olun